Mimar Sinan’ın Yaptığı Camiler

MİMAR SİNANIN YAPTIĞI CAMİLER VE MESCİTLER, MİMAR SİNAN ESERLERİ, MİMAR SİNAN CAMİLERİ

Sinan’a ait camiler içinde verebileceğimiz ilk örneklerden birisi, 1535-1537 yılları arasında yapılmış, tek kubbeli bir cami, medrese, zikir yeri ve hamamdan oluşan Diyarbakır Ali Paşa Külliyesi’dir. Bölgesel malzemenin ve özelliklerin varlığını duyurduğu bu yapıların yanı sıra 1536/1537 yıllarında yapıldığı ileri sürülen Şam’daki Hflsreviye Külliyesi’nin cami yazıtında 1545/1546 tarihi dikkati çekmektedir. Tek kubbeli bu camide renkli taşların kullanılması gene bu bölgeye özgü görünüşlerdir. 1538/1539 yıllarından kalma İstanbul Haseki Kttiliyesi, cami, medrese, sıbyan mektebi, şifahane ve imaretten oluşmaktadır. Külliye içinde ağırlık merkezi niteliği taşımıyan cami, 1612 yılında
genişletilmiştir.
Mimar Sinan’m atılım yaptığı, anıtsal mimarinin, merkezi yapı denemelerinin ilk büyük örneğini verdiği eser, 1543-1548 yılları arasında tamamlanan Kanuni’nin oğlu Şehzade Mehmed adına yaptırdığı külliyenin camisidir. İstanbul’un görünümüne yeni bir boyut getiren Şehzade Camisi, dört ayağa oturan bir kubbe, bunlara bağlanan yarım kubbeler ve köşelerde küçük kubbelerle daha önceki benzer uygulamala¬ra yenilikler getirmektedir. Burada dış-iç ilişkiler, dört yandan desteklenen büyük kubbe yeni atılımlarm belirti¬sidir. İlk kez ağır dış görünüşlerden soyutlanmış bir denemeye de tanık olunmaktadır. Üst yapının hareketliliğiyle alt kütlenin ağır görünümü arasındaki karşıtlık revaklarla hafifletilmiş, uyumlu bir akış sağlanmıştır. Bir bakıma bu yapıyla Osmanh dini mimarisi belirli bir düzeye ulaşmış, yeni olanaklar sağlamıştır.
Kanuni’nin kızı Mihrimah Sultan’ın 1548 yılında tamamlanan İstanbul Üsküdar’daki Mihrimah Sultan Külliyesi cami, medrese, tabhane, imaret ve sıbyan mektebinden oluşmakta¬dır. Külliyenin camisi biraz önce değindimiz Şehzade Camisi’nden bir noktada ayrılmakta ve üç yarım kubbeli bir deneme olarak karşımıza çıkmaktadır.
İstanbul’da 1551 tarihli Silivrikapı’da Hadım İbrahim Paşa Camisi, tromplu kubbesi, beş kubbeli son cemaat yeriyle yalın bir yapıdır. 1552tarihli Gözleve’de Tatar Han Camisi, sımrh boyutlar içinde İstanbul’daki Eski Fatih Camisi’nin plan şemasını tekrarlamaktadır. Ayrıca bu yapıda beş kubbeli bir son cemaat yeriyle minarelerin yerleştirilmesi dikkat çekicidir. 1553 tarihli cami, medrese, imaret, kervansaray, kütüphane, hamam, bedestenden oluşan, bir bölümü yıkılmış bulunan Tekirdağ Rttstem Paşa Külliyesi’nin camisi, tromplu tek kubbeli bir yapıdır.
1555 tarihli İstanbul Beşiktaş Sinan Paşa Camisi’nde Mimar Sinan, bir bakıma Edirne’de Üç Şerefeli Cami’nin plan şemasını daha küçük boyutlar içinde tekrarlamaktadır. Bu yapıyla Mimar Sinan altı ayaklı camilerin ilk denemesini yapmaktadır. Ancak Üç Şerefeli Cami’nin aksayan yanlarıyla birlikte böyle bir tekrar düşündürücüdür. Ayrıca bu yapıda dikkati çeken nokta, avlunun aynı zamanda medrese olarak düzenlenmesidir. Bu tür bir değerlendirmeyi Mimar Sinan ilk kez burada denemektedir.
1550-1557 yıllan arasında bitirilen, Klasik Osmanlı mimarisi-nin en önemli denemelerinden biri olan İstanbul Süleymaniye Külliyesi, geniş bir alana yayılan, kentin görünümüne yepyeni boyutlar getiren bir yapıdır. Dönemin ekonomik, sosyal yapısının bir simgesi olan bu külliyenin önemli yanlarından birisi, muhasebe defterlerinin bulunmasıdır, Bu defterlerden külliyenin yapım süreci konusunda çok ayrıntılı bilgiler edinilmektedir. Değişik amaçh yapıların bir arada, arazinin olanakları içinde biçimlendirildiği Süleymaniye Külliyesi’nin camisinde Mimar Sinan, Şehzade ve diğer yapılarının ardından tekrar İstanbul Bayezid Camisi şemasma dönmektedir. Ortada bir kubbe, iki yönde yarım kubbeler, yanlarda değişik boyutlarda küçük kubbelerden oluşan caminin, geçmiş özümlemeleri de içerdiği görülmekte¬dir. Bu .yapıda ayrıca Şehzade Camisi’nden biraz farklı bir dış cephe dikkati çekmektedir. Benzer biçimde amtsal avlu, organik olarak yapıya bağlanan minareler, her şey bir bütünlük duygusu içinde ele- alınmıştır. Dönemin tüm sanatçılarının katkıda bulundukları bu yapıyla Mimar Sinan, ikinci büyük atılımım yapmaktadır.
1554-1558 yılları arasında tamamlanan îstanbu^ Topkapı Kara Ahmed Paşa Külliyesi’nin camisinde Mimar Sinan, Süleymaniye şemasmdan farklı, Beşiktaş Sinan Paşa
Camisi’nde denediği altı ayaklı sisteme dönmekte, oradaki aksaklıkları çözüme kavuşturmaktadır. Benzer diğer bir altı ayaklı deneme 1561 yılı dolayında tarihlendirilmesi mümkün İstanbul Fındıklı Molla Çelebi Camisi’dir.

Rüstem Paşa Külliyesi Camisi

1561/1562 tarihli İstanbul’da Eminönü’ndeki Rüstem Paşa Külliyesi’nin camisi, fevkanî bir yapıdır. Yoğun bir ticaret merkezinde yer alan caminin altında depolar bulunmakta, merdivenlerle camiye çıkılmaktadır. Bu yapıda Sinan, dördü duvarda, dörtü bağımsız olmak üzere sekiz ayaklı bir sisteme, büyük ana kubbeyi oturtmaktadır. Altı ayaklı yapılara göre bu bir aşamadır. „ Yapının önündeki beş kubbeli bir son cemaat yerinden’başka, ikinci bir revak girişi tamamlamak¬tadır. Türk mimarisinde zengin çinileriyle tanınan bu yapıyla, sekiz ayaklı camilerin Mimar Sinan tarafından altı ayaklı camilerle birlikte denendiği anlaşılmaktadır. Ayrıca bu bölümün başında belirttiğimiz gibi, Osmanlı mimarları işlevsel değerleri hiçbir zaman gözden uzak tutmamışlar, ticaret merkezine uygun bir yapıylâ Mimar Sinan bunu ortaya koymuştur.
1563 yılında tamamlanan Konya Karapınar’daki 2. Selim Külliyesi’nin camisi, tek kubbeli, önünde beş kubbeli son cemaat yeri, tek şeref eh minaresi bulunan bir yapıdır. Gene aynı yıllarda 1562/1563 tarihinden kalma Erzurum’daki Lala Mustafa Paşa Camisi, ortada dört ayağa dayanan kubbesi, dört yanda dört yarım kubbesi,.köşelerde küçük kubbeleriyle Şehzade ve üç yarım kubbeli Mihrimah Sultan Camilerinin plan şemasını tekrarlar.
1564 tarihti Lüleburgaz Sokollu Mehmed Paşa Külliyesi’nin camisi, tek kubbeli camiler içinde özel bir yer alır. Burada tek kubbeli yapının sınırlarının genişletilmesine tanık” olunmaktadır. Caminin doğu ve batı yönünde birer kemerle genişletildiği, ayrıca bıiralara iki yandaki merdivenlerle
çıkılan mahfiller yerleştirildiği görülmektedir. Dışarda dört kenarda yer alan köşe kuleleri yapıyı olduğundan ağır göstermekle beraber plastik bir değer de kazandırmaktadır. Çift sıra yahn son cemaat yeri dışında, avlu revaklarının arkasında medrese odalarının yer alması dikkat çekicidir. İstanbul’da Mimar Sinan’m özgün bir denemesi olarak nitelendirilebilecek cami örneği, Edirnekapı’daki Mihrimah Sultan Camisi’dir. 1562-1565 yılları arasında tamamlanan, cami, medrese, türbe, çarşı ve hamamdan oluşan külliyenin camisinin ana mekâm, tek bir kubbeden oluşmaktadır. Ayrıca belirli bir düzeye kadar çıkan yanlardaki üç küçük kubbeli mekânla yapı, içerde genişlemektedir. Büyük tek kubbenin köşelerine ağırlık kuleleri konmuş, kemerlerin içi de çok sayıda, pencerelerle şekillendirilmiştir. Yahn bir plan şemasına sahip olmakla beraber, içerde ve dışarda değişik bir görünüşün varlığı sezilmekte, bir bakıma Mimar Sinan’m yeni bir uygulamasıyla karşılaşılmaktadır.
1561-1565 yılları arasmda yapıldığı sanılan Babaeski’deki Semiz Ali Paşa Külliyesi cami, medrese, hamam, kervansa¬ray, dükkânlar ve -kesin olmamakla beraber- kütüphaneden meydana gelmekteydi. Bu yapılar topluluğundan ayakta kalan cami, Kara Ahmed Paşa örneğine yaklaşmakta, ikisi bağımsız, dördü duvarlarda olmak üzere altı ayağın üzerine oturan bir kubbeden oluşmaktadır. Biri tonoz diğer dördü kubbeli, önünde beş açıklıklı revağı bulunan bu örnekle, altı ayakh yeni bir uygulamayla karşılaşılmaktadır.

1571-1572 yıllarında İstanbul’da Mimar Sinan’ın önemli bir uygulaması Kadırga Sokollu Külliyesi’dir. Mimar Sinan eğimli bir arazide, koşullan değerlendirerek, caminin avlu revakları gerisine medresenin odalarını yerleştirmiş, büyük dershanenin altından cami ve medreseye girişi sağlamıştır, Ana eksen üzerindeki bu girişin dışında avluya yanlardan da
girme olanağı vardır. Yedi kubbeli son cemaat yerinden sonra varılan caminin ana mekânım örten kubbe, altı ayak üstüne oturmakta, ayrıca yanlarda mahfiller bulunmaktadır. Sinan’ın altı ayaklı camileri içinde geliştirilmiş bir örnek olarak beliren bu yapının bir önemli yanı da, mimariyle bağdaştırılmış dengeli bir çini bezemenin varlığıdır. 16. yüzyıl İznik çinilerinin en güzel örnekleri mihrap duvarının orta bölümünü kaplamaktadır.
İstanbul Kasımpaşa’da 1573 tarihli Piyale Paşa Camisi ile Mimar Sinan, Erken Osmanlı döneminin önemli kentlerindeki büyük camilerin plan şemasım tekrar uygulama alanına getirmektedir. Mimar Sinan geleneksel şemayı kullarimasa da, kendine özgü görünüşler getirmesini bilmiş, altı kubbeli bu camiyi yanlara tonozlarla genişletmiş, mihrap ekseni üzerine minareyi yerleştirmiş, mihrap duvarı dışında üç yönde galeri ve revaklarla yapıyı değerlendirmiştir. Burada tartışılması gereken bir konu, Piyale Paşa’nın, yapının tasarımım etkileme payıdır. Geçmiş bütün mimari değerleri yeniden özümleme, onlara yeni boyutlar kazandırma kaygılarıyla dolu bir ustanın artık, 16. yüzyılın ikinci yansında tekrar eski şemalara dönmesini bu etkiye bağlayabiliriz.

Sokullu Mehmed Paşa Külliyesi Hakkında Bilgiler

Payas’taki 2. Selim/Sokullu Mehmed Paşa Külliyesi’nin camisi, diğer yapılar göz önüne alınırsa ağırlık merkezi olma niteliği taşımamaktadır. Bu durum gerçekte Mimar Sinan’m ana yollar üzerinde yaptığı bütün külliyelerinde de gözlenebilmektedir. Mimar Sinan genellikle yapılarının çoğunda hareket noktasını kullanım amaçlarına göre düzenlediğinden, külliyelerinde yapılar arasında dengeyi bu düşüncelerle kurmaktadır. Konaklama amacı birinci planda olması gereken Payas’taki külliyede, caminin sınırlı değerlen¬dirilmesi doğaldır. Buradaki camide ilk bakışta gelişmiş bir zaviyeli cami tipini anımsatan görünüş egemendir. Ancak ortada bir kubbe, yanlarda çapraz tonozlar, köşelerde küçük kubbelerin yer alması, bir anlamda merkezi yapı denemeleri¬nin küçük bir örneğiyle bizi karşılaştırmaktadır. Burada tek değişen yan, mihrabın iki yanındaki boşluklardır. Bu küçük örnekte bile Mimar Sinan araştırıcı bir kişilikte ortaya çıkmaktadır.

Selimiye Camisi

Mimar Sinan’ın dinsel mimari alanda ulaştığı en büyük düzeyi gösteren Edirne Selimiye Camisi, 1569-1575 yılları arasında yapılmıştır. Daha önce İstanbul’da Rüstem Paşa Camisi’nde denediği sekiz ayağa oturan kubbe şemasım, Mimar Sinan bu kez anıtsal ölçülere çıkarmaktadır. Burada büyük sorun kubbe yüklerinin yere iletilmesidir. Kubbenin, dördü duvardan koparılmış sekiz ayağa oturtulmasıyla, yüklerin zemine iletilmesi küçük yapı elemanlarının yardımıy¬la gerçekleşmektedir. Böylece kubbeyle boyutsal bir düzeyde yarış edecek başka bir yapı elemanı anıtta mevcut değildir. Bir bakıma uzun gelişim, gene uzun aşamalardan geçerek olması gereıcen rayas ıaıcı joıuıyeae, camının sinim aegerıen- dirilmesi doğaldır. Buradaki camide ilk bakışta gelişmiş bir zaviyeli cami tipini anımsatan görünüş egemendir. Ancak ortada bir kubbe, yanlarda çapraz tonozlar, köşelerde küçük kubbelerin yer alması, bir anlamda merkezi yapı denemeleri¬nin küçük bir örneğiyle bizi karşılaştırmaktadır. Burada tek değişen yan, mihrabın iki yanındaki boşluklardır. Bu küçük örnekte bile Mimar Sinan araştırıcı bir kişilikte ortaya çıkmaktadır.
Mimar Sinan’ın dinsel mimari alanda ulaştığı en büyük düzeyi gösteren Edime Selimiye Camisi, 1569-1575 yıllan arasında yapılmıştır. Daha önce İstanbul’da Rüstem Paşa Camisi’nde denediği sekiz ayağa oturan kubbe şemasım, Mimar Sinan bu kez amtsal ölçülere çıkarmaktadır. Burada büyük sorun kubbe yüklerinin yere iletilmesidir. Kubbenin, dördü duvardan koparılmış sekiz ayağa oturtulmasıyla, yüklerin zemine iletilmesi küçük yapı elemanlarının yardımıy¬la gerçekleşmektedir. Böylece kubbeyle boyutsal bir düzeyde yarış edecek başka bir yapı elemanı amtta mevcut değildir. Bir bakıma uzun gelişim, gene uzun aşamalardan geçerek kendini tek kubbede simgelemektedir. Yüklerin gerektiği biçimde dağılmasıyla dış-iç ilişkilerin yeterince kurulması olanağı ortaya çıkmaktadır.

Bu büyük merkezi kubbeyi dışarda dört bir taraftan sınırlayan minareler, iç ve dıştaki simetriyi güçlendirmektedir. Ayrıntılarına inildikçe üzerinde durulması mümkün birçok özelliğin belirdiği bu kapıda, her şey anıtsal camide toplandığı için, Mimar Sinan çok sınırlı külliye elemanlarıyla çevresini düzenlemiştir. Bu yapı, bir bakıma işlevsel bir düşünceye dayanarak, kubbenin geometrik biçimi strüktürel eğitiminden merkezi mekân kavramına varılması yolunda, verilecek en somut örnek olarak ortaya çıkmaktadır. Mimar Sinan burada kubbe mimarisini en mantıksal sonucuna ulaştırmıştır. Böyle bir evrimi hiç bir mimarlık üslubunda bulmak mümkün değildir. Selimiye gibi, îslam dünyasımn yaratabileceği en ilginç ve olgun cami örneğini verdikten sonra Mimar Sinan bu konuyu burada noktalamış, küçüklü büyüklü örneklerde sürekti yeni denemelerini sürdürmüştür. 1576 tarihti Havza Sokollu Mehmed Paşa/Kasım Paşa Külliyesi’nin tek kubbeli camisi ve Ilgın’daki 1577 tarihti Lala Mustafa Paşa Külliyesi’nde kervansaray ve çarŞı yeninde sınırlı boyutlarda kalan cami, Mimar Sinan’ın sekiz ayaklı İstanbul Eminönü Rüstem Paşa, Edirne Selimiye örneklerinin ardından denediği camidir.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git
SGK DANIŞMANI İNGİLİZCE ÖĞREN-ALMANCA ÖĞREN PARA BANKA KREDİ FOREX ALMANCA ÖĞREN