Mimar Sinan’ın Hayatı ve Eserleri

Mimar Sinanın Eserleri, Mimar Sinanın Hayatı, Mimar Sinan Hakkında Bilgiler, Mimar Sinan Kimdir, Mimar Sinan Biyografisi

MİMAR SİNAN VE OSMANLI MİMARİSİNİN KLASİK ÇAĞI

16. yüzyılın ortalarına doğru Osmanlı İmparatorluğu artık bulunduğu çağın en büyük imparatorluklarından biri, belki de en büyüğü olma yolundaydı. Siyasal açıdan bu hızlı büyümenin yanı sıra, başta mimari olmak üzere her dalda veni atılımlar imparatorluğun varlığını yaşatacak, niteliklere bürünmeye başlamıştı, özellikle mimari alanda birbirini izleyen anıtsal nitelikte yapılar gözden geçirildiğinde hemen ük anda Osmanlı sultanlarının etkinliği ortaya çıkmaktadır. Sultanlar, imparatorluğun büyüklüğüne uygun, onu mimari alanda simgeleştirecek özelliklerle yüklü eserlerin yapımına önayak olmuşlardır. Bu simgesel nitelikteki eserlerle, özellikle camilerle, sultanlar bir yandan Tanrıya bağlılıklarını belirtirken, diğer yandan kendi varlıklarının da duyurulması¬na yol açıyorlardı. Birçok yapıda, o yapıyı yaptıran sultamn varlığının yapıyla eşdeşleşmesi boşuna değildir. Sultanların dışında dönemin ileri gelenleri de sultanların yolunu izlediler. Başta dinsel isteklerin simgesi cami olmak üzere, değişik işlevli yapıların, bunlara bağımlı, bağımsız diğer sanatların, bu yüzyılda doruk noktasına ulaşmasına olanak sağladılar. Gerçekten yalnız mimaride değil, çini, maden , cam eşya, hat, tezhip, minyatür vb. sanatlar gözden geçirildiğinde benzer tutumlarla karşılaşılır. Bu, imparatorluğun üst düzeyindeki kişilerin desteğinde ve öncülüğünde gelişse de, imparatorlukta değişik sanat kollarında üretilenler kısa zamanda toplumun malı kılınmaya çalışılmıştır. Konusunu ettiğimiz mimari, bu alanda açık örneklemeye olanak sağlamaktadır. Değişik işlevli yapılara baktığımızda bunla¬rın toplumun isteklerine yanıt verecek düzende planlandığı ve uygulandığı görülür. Özellikle büyük külliyelerde caminin çevresinde eğitim, konaklama, sağhkla ilgili yapıların oluşturulması, bu konuda tanıklık etmektedir.

Osmanlıda Mimari Yapılar Hakkında Bilgiler

16. yüzyılda Osmanh toplumunda yalmz dinin isteklerine yanıt verilmemiş, günlük yaşamm bütün gereksinmeleri gerçekçi bir açıdan ele alınmaya çalışılmıştır. Gerçekten mimaride strüktürel ve işlevsel sınırlar içinde kalınmış, bunlara bağlı olarak geliştirilen diğer bezeme sanatlarında da hiçbir abartmaya olanak verilmemiştir. Osmanlı mimar ve ustaları özellikle işlevsel isteklerin üzerinde durmuşlar, Selçuklu ve Beylikler döneminde gözlediğimiz büyük bir titizlikle ortaya konan bezeme işçiliğinden uzak durmuşlar, onu yabnlaştırmışlardır.Bu yalnız mimaride karşılaşılan bir durum değildir. 16. yüzyıl minyatür resmi kısaca gözden geçirilirse, Osmanlı minyatürlerinin ne denli gerçeklere yaslanma eğilimi içinde olduğu açıkça görülür. Bu bir bakıma karşımıza Osmanlı dünya görüşü olarak çıkmakta, gerçekçi tutumu her yerde geçerli kılmaya yönelmektedir. .
Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u alması, imparatorluğun yeni boyutlara ulaşmasıyla doğu-batı dünyası bir noktada kesişmiş ve yeni bir imparatorluk bilinci doğmaya başlamıştır. Bu durum kültür ve sanata da yansımış, artık yalnız doğu kaynaklarıyla beslenmekle yetinilmemiştir. Başkentten üretilen her türlü yenilik, imparatorluğun uzanabildiği noktalara dek götürülmeye çalışılmıştır.
Böyle merkezi bir sistemin varlığını kanıtlayan, yalnız bugün ayakta olan eserler ve diğer sanat ürünleri değildir. Osmanlı kaynakları araştırıldığında, saray çevresinde Hassa Mimar¬ları örgütü başta mimarlık olmak üzere hemen hemen bütün sanat kollarının belirli örgütler içine alındığı, buradaki gelişmelerin, imparatorluğun dört bir yanında uygulamaya konulduğu görülmektedir. Bu büyük örgütlenme ve merkezi sistemin içinde, üzerinde duracağımız Klasik Osmanlı Mimarisi ve Mimar Sinan dönemini açıklamak bir anlamda kolaylaşmaktadır.
16. yüzyıl Osmanlı mimarisinin evrensel boyutlara ulaşmasın¬da, yarım yüzyıllık mimari eylemleri yöneterek büyük pay sahibi olan ve Türk halkının gözünde kutsallaşan Mimar Sinan’ın yaşamına ve yetiştiği ortama kısaca göz atalım. Böylece Mimar Sinan ile birlikte bir dönemin mimarisi de genel çizgileriyle belirlenmiş olacaktır.

MİMAR KOCA SİNAN

Sinan’ın yaşamının öğrenilmesinde yararlı olan belgeler arasında çağdaşı Mustafa Saî Çelebi’nin onu ve çalışmalarını konu alan eserleri, bunlara paralel anonim yazmalar, kendi vakfiyesi ve mimarbaşı olduğu dönemin resmi yazışmaları bulunmaktadır. Mustafa Saî’nin eserleri Tezkeret-ül Ebniye ve Tezkeret-ül Bünyan adlarım taşımaktadır. Tezkeret-ül Ebniye’de bilgiler Sinan’m ağzmdan verildiği için eserin onun tarafından yazıldığı ileri sürülmüştür. Ancak içerdiği yanlışlar Sinan’m ölümünden sonra Mustafa Saî’nin yazdığı kanışım uyandırmaktadır. Yazarının adı bilinmeyen ve yine Sinan’m ağzmdan yazılmış olan Tuhfet-ül Mimarin’in de Mustafa Saî’mn ya da Asarî’nin eseri olabileceği ileri sürülmektedir. Ayrıca bunun müsveddesi olan Risalet-ül Mimariye ve bir de Adsız Risale elde bulunmaktadır. Bunlardan elde edilen bilgilere göre Sinan, Yavuz Selim yönetimi sırasında devşirilmiş, devşirmelerin yetiştirilme kurallarına uygun olarak önce taşra hizmetine gönderilmiş, sonra jşcemioğlanlar ocağına alınmıştır. Daha sonra da Kanuni Süleyman’ın ilk seferine yeniçeri olarak katılıp 1521 yılında Belgrad’a gitmişttir. Devşirme işlemi o çağda 8 ile 2C yaşlar arasındaki Hıristiyan çocuklar içinden yapılmaktaydı. Eğer Sinan, türbesinin yazıtında Mustafa Saî’nin belirttiği gibi hicrî 996’da, 100 yaşım aşmış olarak ölmüşse, doğum tarihinin yaklaşık olarak -bundan 100 hicri yıl çıkarılarak elde edilen- h. 886/m. 1492’ye rastlaması gerekir. Buna göre Yavuz Selim’in tahta çıktığı yıl yani 1512’de 20 yaşlarınday¬ken devşirilmiş olması mümkündür. Tuhfet-ul Mimarin’de Karaman Vilayeti ve diğer Osmanlı kentlerinden devşirilen- ler arasında devlet kapışma geldiği belirtilmekte, adından Kayserili Sinan diye sözedilmektedir. 1573 ve 1587 tarihli padişah buyruklarında Sinan’ın eskiden Kayseri’nin Ağırnas köyünde oturduğu beürtilmektedir. Ayrıca 1586’ya taritıien- dirilen vakfiyesinde, bu köyde bir çeşme yaptırdığı görül¬mektedir. Yine aym vakfiyeye göre Kayseri’den bazı yakınlarım ve kardeşini İstanbul’a getirtmiştir. Bütün bu bilgilerden Sinan’ın doğum yerinin Kayseri’nin Ağırnas köyü olduğu anlaşılmaktadır.
Sinan, en erken 1512’de devşirilmiş olabileceğine ve yazılı metinlerden 1521’de Belgrad seferine katıldığı anlaşıldığına göre, taşra hizmeti ve acemioğlanhk dönemi en çok 9 yıl sürmüş olabilir. Bu duruma göre, alışılmıştan daha kısa bir sürede yeniçeri ocağına alınmıştır. Nedeni, büyük olasılıkla, Yavuz Seüm’in doğu savaşlarındaki kayıplar sonunda ocakta çok yer açılmasıdır.
Sinan bundan sonra, 1522 Haziramndan 1523 Ocağına kadar süren Rodos seferinde bulunmuştur. 1526’daki Mohaç seferine katılmadan önce atlı sekban, sonra da yayabaşı rütbesine yükselmiş ve 1529’dan önce zemberekçibaşı oluşmuştur. Bu tarihte Viyana ardından 1534 ve 1535 yılları süresince Irak seferlerine katılmış, bu kez de hasekiliğe yükselmiştir. Ordunun Irak seferi sırasında Tebriz, Bağdat, Diyarbakır ve Halep’e gittiği, buralarda konakladığı bilinmektedir. Sinan 1537’de Korfu ve Puglia’ya gidip Boğdan seferinde de bulunduktan sonra 1538’de, Acem Ali’den boşalan mimarbaşılığa atanmıştır.
Birdenbire yeniçerilikten mimarbaşılığa geçebildiğine göre, Sinan’ın daha önce kendisini bu alanda tanıtmış olduğunu kabul etmek gerekiyor. Belgeler onun, ordunun Van Gölü’nü geçmesi için gemiler yaptığını, Boğdan seferinde Lütfü Paşa tarafından padişaha övücü sözlerle tanıtılmasından sonra Prut Irmağı üstünde, yıkılanın yerine 13 gün içinde yeni bir köprü yaptığını aktarmaktadır.

Mimar Sinan’ın Mimarlık Hayatı

Sinan’ın mimarlık alanında nasıl yetiştiği ya da kendini nasıl yetiştirdiği konusuna birkaç yönden yaklaşılabilir. O çağın yaratıcı öğeleri sınırh yalın planlı yapıları, benzerlerinin tekrarı yoluyla oluşuyordu. Biçim ve boyutların tekdüzeliği içinde başarı derecesinin ustaların yetenekleri oranında değiştiği, ancak yenilik aranmadığı sürece pek fazla bilgiye gereksinme olmadığı söylenebilir. Bu arada Sinan’ın katıldığı seferlerle Doğu ve Batının değişik kentlerine gitmesi,- görgüsünü arttırma olanağı sağlamıştır. Buralardaki örnekle¬ri incelemiş, gördüklerini deneyleriyle birleştirmiş olmalıdır. Bu koşullar içinde Sinan’m hızlı bir öğrenme döneminden geçtiği, gözlemleri yoluyla sağlam bir oran duygusu edindiği’ söylenebilir. Zaten öğrenme ve deneme isteğinin, yaşamının sonuna kadar sönmemiş olduğu açıktır.

Bu arada Sinan’ın bu birleşim ve yaratıcılık çabasını günlük uğraşı ve dertlerden uzakta sürdürmediğini de belirtmek yerinde olacaktır. Yapılarının tasarımı yanında, bunların gerçekleştirilmesi için gerekli organizasyonu hazırlamak ve yürütmekle de yükümlüydü. Bunun da ötesinde mimarbaşı- nın, bütün bayındırlık işlerini yürüten bir örgütün yöneticisi., olduğu söylenebilir. Kuruluş tarihi kesin olmamakla birlikte bu Hassa Mimarlar Ocağı örgütünün üst kademesinde sıi nazırı, ikinci mimar, kireççibaşı, ambarbaşı ve tamiratbaşı gibi görevlilerin yer aldığı bilinmektedir. Bu duruma göre Sinan kendi sınırlı yaratma sorunlarının dünyasına kapanmış bir kişi olmaktan çok, geniş yapım eylemlerinin baş’ sorumlusu olarak görülmektedir. Sırasında nitelikli işçilerin bulunması, bunların ücretleri, malzemenin sağlanması ile de ilgilenmek zorunda kalmıştır. Bir yanda yapılarım yaptığı kişilerin ayrıntılara inen isteklerini yanıtlamış, öte yanda gene mimarbaşımn sorumluluğuna giren önlemlerle uğraş¬mıştır. Çağlar boyunca, İstanbul’un baş dertlerinden
biri olan yangına karşı, ev bacalarını gerektiği gibi yapan
yetenekli ustaların bulunmasıyla ilgilenmiştir.Kentin nüfusunun, kamunun kullandığı yapı sayısının artmasıyla büyüyen su sorunu, onu sürekli biçimde oyalamıştır.

Mimar Sinan’ın Eserleri

Sinan’ın yapılarının saptanmasında Mustafâ Saî’nin tezkere¬leri ile anonim yazmalardan yararlanılmaktadır. Ancak bu yapıtların listeleri karşılaştırıldığında aralarında farklar olduğu, aynı eserin değişik yazmalarmın birbirini tutmadığı görülmektedir. Birinde gösterilen bir yapı, ötekinde geçme¬mekte, başka bir yerde gösterilmekte ya da başka bir adla verilmektedir. Adsız Risale’de yalnız hamamlar listesi vardır. Bunlardan Sinan’ın yaptığı yapılar hakkında kabaca bir bügi edinilmekte, güven verici bir kesinlik bulunamamaktadır. Eldeki belgelere göre Sinan’ın yapılarının sayısı 360’ı aşmaktadır. Bunlar camiler, mescitler, türbeler, medreseler, darülkurralar ve mektepler, imaretler, darûşşifalar, su kemerleri, köprüler, kervansaraylar, saraylar, köşkler, mahzenler, hamamlar olarak gruplandırılmaktadır. Hepsi 50 yılı biraz aşan bir süre içinde yapılmıştır. Bunların 280’den fazlası İstanbul’un yakın çevresi ve Trakya’da bulunmakta¬dır. Ancak aralarında Halep’te, Hicaz’da bulunanlar da vardır. İstanbul ve yakınında bulunan yapıların genellikle Sinan’ın denetimi altmda yapıldığı kabul edilebilir. Uzak bölgelerde yapılanların hepsinin başında bulunduğu ise kolayca öne sürülebilecek bir görüş değildir. Zaten aynı yıllarda birkaç yapının birbirinden oldukça uzak yerlerde yapıldığı ve günün ulaşım koşulları göz önüne alınırsa bu olanaksızdır. Örneğin üzerindeki yazıtta bitiş tarihi olarak 1562/1563 yılı verilen Erzurum Lala Mustafa Paşa Camisi’mn yapımının sürmüş olabileceği 1560-1562 arasında Sinan İstanbul’da Rüstem Paşa, Odabaşı, Ferruh Kethüda camilerini, Semiz Ali Paşa’tun Edirne’deki arasta ve kervansarayını, Babaeski’de cami ve medresesini de_ yaptırıyordu. 1567 dolaylarında Van’da Hüsrev Paşa Camisi’nin yapımı sürdürülürken, Büyükçekmece’de Sultan Süleyman Kervansarayı ve köprüsünü bitirmek için uğraşıyordu. Benzer örnekler çoğaltılabilir. Bu yapılan Sinan’a bağlamak isteyince, İstanbul’da tasarlandıklarını, yerine gönderilen ya da orada bulunan mimar ve ustalar tarafından uygulandıklarım kabul etmek gerekmektedir.
Adı geçen kaynak eserlerin listelerine -yapım tarihleri göz önüne alındığında- Sinan’a ait olmaları olanak dışı görülen yapılar da alınmıştır. Bunları ya yazarların dikkatsizliklerine bağlamak ya da başka nedenler aramak gerekir. Adı geçen yapılar içinde, yapım tarihlerinin erkenliği yüzünden Sinan’ın tasarlamış olduğuna inamlmayacak olanlar vardır.

Yavuz Sultan Selim Camisi

Bu yapılardan birisi İstanbul Yavuz Sultan Selim Camisi’dir. Tuhfet-ül Mimarin’in giriş bölümünde, ^Sinan’ım yapmadığı açık olarak belirtilmekteyse de, aynı yapıtm liste bölümünde hem caminin, hem de medresenin adı verilmektedir. Caminin Yavuz Selim döneminde yapılmadığı bilinmektedir. Tarihler, yapının temelinin Kanuni Belgrad seferine çıkmadan önce 1521 Mayısında atıldığım, Kanuni,Rodos seferinden dönmeden önce, 1522 yılı sonunda bitirilmiş olduğunu aktarmak¬tadır. 1521’de Sinan henüz Yeniçeri ocağına alınmıştı, bu yapıyı tasarlaması söz konusu olamaz. Ordu, Sinan’ın da katıldığı Belgrad seferinden 1521 yılı Ekim ayında dönmüş, 1522 Haziranında Rodos seferine çıkmıştır.
Sürekli tartışmalara konu olan bir başka yapılar topluluğu, Gebze’deki Çoban Mustafa Paşa Külliyesi’dir. Cami ve medresenin kapıları üzerindeki yazıtlar 1523-1524 tarihini taşımaktadır. Tuhfet-ül Mimarin’de külliyenin camisi, imareti, medresesi ve türbesi belirtilmektedir. Tezkeret-ül Ebniye ve Tezkeret-ül Bünyan’da ise yalnız cami, imaret ve medresenin adı geçmekte, türbeye değinilmemektedir.

Bilindiği gibi külliyede bu yapılarm yanı sıra bir telekeyle bir kervansaray da bulunmaktadır. Yavuz Sultan Selim Camisi’nde de belirttiğimiz gibi Mimar Sinan 1521 Belgrad, 1522 Rodos seferine katıldığına göre cami ve medresenin tasarımında çalışmış olması ihtimali zayıftır. Bu iki yapının yazıtları 1523/1524 tarihleri taşıdığına göre, geriye türbe ve imaret kalmaktadır. Bu durumda külliyenin tamamlanması belirli bir zaman süreci içinde olmuşsa, bunda Mimar Sinan’ın katkısı bulunabilir. Yalnız tümünün tasarım ve uygulamasını yürüttüğünü tezkerelerin ışığında kabul etmek oldukça güçtür.
Mimar Sinan’ın yaşamı ve yoğun uygulamaları konusunda yukarıda yaptığımız açıklamaların ışığında; üzerinde kısaca duracağımız eserlerine Klasik Osmanh döneminin ürünleri olarak bakacak, belirgin noktaları vurgulayıp fazla ayrıntıya girmeyeceğiz. Başhbaşına geniş boyutlar içinde incelenecek nitelilder taşıyan külliyelerin özelliklerine, cami ve mescitleri < ele alırken değineceğiz.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git
SGK DANIŞMANI İNGİLİZCE ÖĞREN-ALMANCA ÖĞREN PARA BANKA KREDİ FOREX ALMANCA ÖĞREN